Blog Listem

11 Eylül 2021 Cumartesi

Bir Sonbahar daha nasip oldu ..Şükür..




Sıcak sıcak dedik
ofladık pofladık
 yazı bitirdik...
Sonbahara kavuştuk yine..
Öğlen vakti hava yaz gibi ama 
Sabah ve akşamları mis gibi sonbahar.
Sağlık ve huzurla dolu bir Sonbahar olsun
inşallah hepimize...










Pandemiden önce Kordona giderdik
 9 eylül gecesi iş
çıkışı harika olurdu ortam..
2 yıldır korkumuzdan eşim götürmüyor bizi oralara
nasip olmuyor umarım seneye bari korkmadan gideriz.

.


11 EYLÜL TERÖR SALDIRISI
Ne acaip bir olaydı...Kabus gibi..Film gibi...



















.

Son yaz günlerinde
şöyle hafif bir kitap okuyayım
diye başladım
 gerçekten de hafif  naif
bir modern aşk 
hikayesi çıktı...





Bu diziye takıldım kaldım
 günde 3 bölüm falan rahat bitiriyorum..
Harika bir anne kız hayat hikayesi...
Uzun zamandır böyle beni benden alan
bir diziye denk gelmemiştim..





Şimdilik hoşçakalın sağlıkla kavuşalım yine...


SPİNOZA'NIN TANRISI...
Bu yazıyı çok okudum, çok paylaştım. Her okuyuşumda zevk aldım, ve her paylaşımında mutlu oldum.
Belki siz de kaçıncı kez okuyor olacaksınız...

Einstein'ın ABD üniversitelerinde konferans verdiğinde öğrencilerin ona sık sık sordukları soru:

-Tanrı'ya inanmıyor musun?...

Einstein hep şu cevabı verirdi:

“Spinoza'nın tanrısına inanıyorum”.

Spinoza'yı okumayan kişi aynı yerde kalır...

Şöyle özetleyebiliriz:

Baruch de Spinoza, 17. yüzyıl felsefesinin üç büyük "Rasyonalist"inden biri olarak kabul edilir, Fransız Descartes ile birlikte.

*Spinoza'nın tanrısı ya da doğasına göre

Tanrı şöyle derdi:

Dua etmeyi ve boşuna göğsüne yumruk atmayı bırak!

Yapmanı istediğim tek şey, dünyaya çıkıp hayatının tadını çıkarmandır.

Eğlenmeni, şarkı söylemeni ve senin için yaptığım her şeyin tadını çıkarmanı istiyorum..

Kendi inşa ettiğin tapınaklara gitmeyi de bırak. Oraların benim evim olduğunu söylüyorsun !

Benim evim dağlarda, ormanlarda, nehirlerde, göllerde, plajlarda ve senin kalbindedir..

Sefil hayatın için beni suçlamayı bırak;

çünkü ben sana hiçbir zaman yanlış bir şey olduğunu ya da günahkar olduğunu ya da cinselliğinin kötü bir şey olduğunu söylemedim!

O yüzden seni inandırdıkları her şey için beni suçlama..

Benimle hiçbir ilgisi olmayan ve anlamadığın halde sözde kutsal yazıları okumayı da bırak;

Gün doğumunda, bir manzarada, arkadaşlarının dostluğunda, küçük bir çocuğun gözlerinde beni okuyamıyorsan, henüz yazının bilinmediği devirlerde benim adıma yazıldığı iddia edilen hiçbir kitapta beni bulamazsın !

Bana güven, ama önce kendine güven ve herşeyi benden istemeyi bırak;

Bana işimi nasıl yapacağımı sen mi söyleyeceksin?

Benden korkmayı da bırak; Çünkü ben öcü değilim ve seni yargılamıyorum, seni eleştirmiyorum, sana sinirlenmiyor, seni rahatsız etmiyorum, asla seni cezalandırmıyorum. Beni sadece sevmen yeterlidir..

Benden özür dilemeyi de bırak;

çünkü affedilecek bir şey yok. Eğer seni ben yarattıysam... Seni özgür iradenle donattım. Sana verdiğim akıl ve iradeni kullanarak yaşıyorsan seni nasıl suçlayabilirim?

Seni sen olduğun için nasıl cezalandırabilirim?

Bir yaratıcı bunu nasıl yapabilir?

Her türlü emirleri unut, her türlü yasayı unut; bunlar seni manipüle etmek için, seni kontrol etmek için, senin suçluluk hissetmeni isteyenlerin kurgusudur. Bunlara inanma, sadece kendi aklını kullan..

Kendine saygı göster ve kendin için istemediğin şeyi başkalarına da yapma. Senden tek istediğim hayatına dikkat etmen. Çünkü bu hayat ne bir test, ne bir basamak, ne bir adım, ne bir prova ne de cennete giden bir yoldur....

Ben seni tamamen özgür kıldım;

Ödül yok, ceza yok, günahlar yok, erdem yok, kimse skor taşımıyor, kimse kayıt tutmuyor.

SADECE SEVGİ VAR..!!!

Ancak hayatında bir cennet veya cehennem yaratmak için kesinlikle özgürsün.!!

Bu hayattan sonra bir ne olup olmadığını söyleyemem, ama sana bir tavsiye verebilirim ; Bu hayattan sonra bir şey yokmuş gibi yaşa. Düşün ki bu hayat senin zevk alman, sevmen ve var olman için vardır, yani hiçbir şey yoksa, sana verdiğim bu yaşama fırsatından zevk almış olacaksın. Ama eğer bir şey varsa, orada da sana iyi mi kötü mü diye sormayacağım.. Sana soracağım tek şey, beğendin mi? Eğlendin mi? En çok neyi beğendin? Yaşamında ne öğrendin ve hangi güzel işleri yaptın olacaktır..

Bana inanmayı bırak; inanmak tahmin etmek, hayal etmektir. Bana inanmanı istemiyorum, beni kendinde hissetmeni istiyorum. Beni sevmen yeterli..

Övülmekten sıkıldım, teşekkür edilmekten bıktım. Minnettarlık hissediyor musun? Bunu kendine, sağlığına, ilişkilerine ve dünyaya göz kulak olarak ifade et. İzlendiğini mi hissediyorsun?... Neşeni ifade et! Beni övmenin doğru yolları bunlardır..

İşleri zorlaştırmayı bırak ve benim hakkımda birilerinin öğrettiklerini papağan gibi tekrarlamaktan vazgeç..

Emin olabileceğin tek şey burada olduğun, ve yaşadığındır..Nitekim bu dünya harikalarla doludur.. Etrafına baktığında beni görecek ve hissedeceksin.. Neden daha fazla mucizeye ihtiyacın var ki?

Beni dışarıda ararsan bulamazsın.

Beni sadece kendi içinde bulursun.

SPİNOZA



 

14 Ağustos 2021 Cumartesi

HER HAFTA HER GÜN FELAKET HABERLERİ....DOĞAANA ÇOK KIZGIN ARTIK...


Uzun bir aradan sonra merhaba demek
kısmet oldu sağlıkla...
Bu güzel resmin altına
hep güzel şeyler yazmak isterdim..
Ancak ne var ki son zamanlarda ülkemizde
 güzel bir güne uyanmak zor oldu...
Yangınlar bitmeden sel felaketleri başladı...
Sanki doğaana artık çok kızgın...
Haklı da...
Hiç koruyamadık ki bize sunduğu güzelliklerini..
İnşallah ders alırız bu felaketlerden...
Evlatlara gelecek nesiller yaşanılası bir dünya
bırakamadığımızı düşünüyorum ve bu beni
çok ama çok üzüyor...


Ormanlarımızla birlikte yüreklerimiz de yandı üzüntüden...
 Yandı da ne oldu seyrettik kaldık elimizden hiçbirşey gelmedi maalesef..
Söndürmek için canla başla uğraşan emeği geçen herkesden Allah razı olsun...
Vefat eden vatandaşlarımız oldu
 Allahın rahmeti üstlerine olsun...
 Yaralanan vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum...
Umarım bir gün yine yemyeşil olabilir yanan ormanlarımız umarım....




Karadeniz sel felaketleriyle boğuşuyor bugünlerde maalesef..
Bölgeden çok acı yürek yakan haberler gelmeye devam ediyor
 ben bu satırları yazarken..
Allah yardımcıları olsun...
Giden canlara Allahtan rahmet ve ailelerine sabırlar diliyorum.



..

Bu aralar bu diziyi seyrediyorum...
Öyle güzel bir kasabada geçiyor ki her seyredişimde
tası tarağı toplayıp taşınasım geliyor...




Yeni bitirdim....Çok hızlı okunuyor...
Müjdat Gezen'in hayat tecrübelerinden ,
anılarından oluşan kısacık kısacık denemeler...





Beğendim paylaştım sevgilerimle...







Şimdilik hoşçakalın...Sağlıkla kalın...


Atatürk'ün doğa sevgisi  "AĞAÇ KESİLMEYECEK, BİNA KAYDIRILACAK."

Atatürk bir gün çiftliğe gittiğinde, Köşk´ün hemen yanındaki Ulu Çınar ağacının dallarını kesmeye çalışan bir bahçıvan ile karşılaşır. Hemen bahçıvanı yanına çağırarak bunun nedenini sorar. Görevli bahçıvanın cevabı şöyledir: "Ağacın dalları uzamış, binanın duvarlarına dayanmıştır." Aldığı cevaptan tatmin olmayan Atatürk, düşünülmesi bile imkansız olan bir emir verir:

"AĞAÇ KESİLMEYECEK, BİNA KAYDIRILACAK." Görev İstanbul Belediyesine intikal eder. Belediye Fen İşleri Yollar-Köprüler Şubesi sorumluluğu üstlenir. Ünlü bestecimiz Ferit Alnar´ın kardeşi olan Başmühendis Ali Galip Alnar (bazı kaynaklarda Ali Nuri Alnar olarak geçer) yanına aldığı teknik elemanlarıyla Yalova´ya gelerek çalışmalarına başlar.

8 Ağustos 1930 tarihinde önce bina çerçevesindeki toprak büyük bir dikkatle kazılıp yapının temel seviyesine inilir. İstanbul´dan getirilen tramvay rayları döşenir. Santim, santim çalışılarak bina yapı altına sokulan raylar üzerine oturtturulur. Artık binanın raylar üzerinde kaydırılarak ağaçtan uzaklaştırılması aşamasına gelinmiştir.

Güzel ve sıcak bir yaz akşamında Büyük Atatürk ile birlikte, kardeşi Makbule Atadan, Vali vekili Muhittin Bey, Emanet Fen Müdürü Ziya bey ve Cumhuriyet Gazetesi Başmuhabiri Yunus Nadi nezaretinde bina 4.80 metre civarında kaydırılır. Bu olağanüstü ve riskli iş 10 Ağustos 1930 tarihinde tamamlanır ve Ulu Çınar ağacıda kesilmekten kurtulur.















 

17 Temmuz 2021 Cumartesi

NİCE BAYRAMLARA İNŞALLAH ...




Sevdiklerinizle birlikte olabildiğiniz
sağlıklı huzurlu keyifli
bir bayram tatili 
dilerim herkese....










TATİLDE KİTAP HARİKA OLUR

Yeni bitirdim harikaydı...

Köklerin neredeyse orada çiçek açarsın...

Büyükannemin söylediği en güzel sözdü bu. Çünkü kökün ne kadar güçlü olursa vereceğin meyve de o kadar güzel olur. Ancak benim meyve verecek dallarımı daha on yedi yaşındayken kırdılar. Dün ile bugün arasında öyle çok fark var ki... Isaac ile erik ağaçlarının arasında koşturup, birlikte büyüdüğümüz küçük Alman köyüne rüzgârlı tepeden baktığımız günler çok mu geride kaldı şimdi?

1938 yılının sonbaharı, neden savaşı beraberinde getirdi ki? Sürekli kulağımda yankılanan bomba ve siren seslerini kim silecek? Ailem ve ben sığınağa tam vaktinde gidebilecek miyiz düşüncesinden ne zaman kurtulacağım peki?

Neyi özlüyorum biliyor musunuz? Isaac ile birlikte yumuşacık ekmek üzerine sürüp yediğimiz erik reçelinin tadını. O erik reçeli benim çocukluğum, hayallerim ve umutlarımdı. Ah Isaac... İnançlarımız yüzünden bu savaş bizi ayırsa da kalbimdeki seni nasıl alacaklar? Ben, Christine Bölz, her neredeysen orada senin yanındayım. Seni seviyorum, sevgilim ve senden hiç vazgeçmeyeceğim. Hem aşk için kimler neleri feda etmedi ki...













Küçük bir hikaye ile hoşçakalın sağlıkla kalın....

Bir gün yaşlı bir münzeviye sorarlar: 

"Sürekli yalnız olmaktan bıkmıyor musun?"
 
Münzevi cevap verir:
"Yapacak çok işim var. İki şahin eğitmem gerekiyor. Ve iki kartal. İki tavşan sakinleştirmek ve yılanı eğitmek. Eşeği motive etmek ve aslanı evcilleştirmek."

"Ama senin etrafında hiç hayvan göremiyoruz!" "Neredeler?"

Münzevi cevap verir:
"Onlar içimizde yaşayan hayvanlar." 

"İki şahin gördükleri herşeye saldırıyor. İyi-kötü, faydalı-zararlı. Onlara ayırt etmeyi öğretmeliyim. Çünkü onlar benim gözlerim."

"İki kartal dokundukları herşeyi mahvediyor, yaralıyor, parçalıyor. Onlara hizmet etmeyi ve zarar vermeden yardım etmeyi öğretmeliyim. Çünkü onlar benim ellerim."

"Tavşanlar her zaman kaçar, korkar ve saklanır. Onları sakinleştirip, zor durumlarla başa çıkmayı öğretmeliyim, beladan kaçmayı değil.Çünku onlar benim ayaklarım."

"En zor kısmı yılanı izlemek. Sıkı bir kafeste, güvenli bir şekilde kilitli olsa da, her zaman saldırmaya, sokmaya, yakın olan herkesi zehirlemeye hazır. Bu yüzden onu takip edip, disiplinli olmalıyım. Çünkü bu benim dilim."

"Eşek herkesin bildiği gibi çok inatçı, sonsuza kadar yorgun ve işini yapmak istemiyor. Bu yüzden ona şükretmeyi ve akışta olmayı öğretmeliyim. Çünkü bu benim vücudum."

"Ve sonunda kral olmak ve herkese emretmek isteyen bir arslanı evcilleştirmek istiyorum. Gururlu, kibirli ve dünyanın kendi etrafında dönmesini istiyor. O aslanı terbiye etmeliyim. Çünkü bu benim egom."

"Gördüğünüz gibi yapacak çok işim var"

ALINTI















 

19 Mayıs 2021 Çarşamba

19 MAYIS 2021 ÇARŞAMBA SICAK BİR BAYRAM GÜNÜ ...


Atam gençlere emanet ettiyse
 hediye ettiyse 
vardır bir bildiği..
Ne senden vazgeçeriz Ne eserinden..
Bayramımız kutlu olsun!!!






En sevdiğim ayın
 Mayıs olduğuna karar verdim..
Çiçekler kuşlar topyekün doğa cıvıldaşıyor
coşuyor adeta 
kapalı kaldığımız şu salgın günlerinde
şehirler de bile
duyulabiliyor doğanın sesi..
Ne güzel bir ay ...
İnşallah salgın ve yarattığı sıkıntılar
bir şekilde bitsin de
daha güzel mayıslara kavuşalım
hepbirlikte sağlıkla...



Dün vefat yıldönümüydü..
Saygıyla ve Rahmetle anmak istedim...




Bu son kapanmada ve bayramda 
elimden düşüremeden heyecanla
okudum bu kitabı...

Oğlunuzun gözlerinize bakamaması...

Suçlu olduğu anlamına mı gelir?

Jacob Hunt sizinle göz göze gelemez.

Onunla tokalaşmaya çalıştığınızı anlayamaz.

Jacob sadece kendisiyle konuşur.

Ne kadar uğraşsa da sizinle empati kuramaz.

Sıradan biri olmak ister, nasıl yapacağını bilemez.

Ancak Jacob Hunt hiç kimsenin yapamayacağı şeyleri becerir.

Hiç kimsenin göremediklerini görür, herkesin görmesini sağlar.

Öyle ki, cinayet davalarında polise yardım eder Jacob.


Ve bir gün kusursuz cinayet işlenir.

O kadar kusursuzdur ki, ancak Jacob işlemiş olabilir.



Borgen 'i izlerken bir yandan da 
bunu izliyorum..
Sürükleyici siyasi gerilimde,
 Amerika'nın geleceği,
Washington'a yapılan bir saldırının
hükümetin çoğunluğunu
 öldürmesinin ardından,
alt düzeyde bir görevlinin elindedir


İSTANBUL'UN SEMT ADLARI
BEYKOZ
Antik çağda “Amykos” olarak adlandırılan ilçe,
 Yıldırım Beyazıt tarafından fethedildiğinde
 “Amikos” olarak bilinen ilçe Beykoz olarak değiştiriliyor.
 İlçe ilk defa Bizanslılar tarafından Beykos ismi ile anılmış.
 “Kos” Farsçada köy anlamına gelir ve ilçede zengin kişilerin oturmasından
dolayı da Beykoz şeklinde isimlendirilmiş olabilir.



Bu aralar canım çok çekti..Ben pek beceremedim nedense

Belki sizinki harika olur..Afiyetle ...

Kolay kazandibi malzemeleri

-6 bardak süt
-3 kaşık pirinç unu
-3 kaşık mısır nişastası
-1 bardak toz şeker
-1 kaşık tereyağı
-4 kaşık pudra şekeri
-1 çay kaşığı tarçın

Kolay kazandibi tarifi

Öncelikle sütü, şekeri, pirinç ununu ve mısır nişastasını derin bir tencereye alın ve çırpma teli ile karıştırarak kıvam alana kadar pişirin. Daha sonra tereyağını ekleyin ve eriyene kadar karıştırın.
Önceden yağladığınız fırın tesisinin üzerine 4 kaşık pudra şekerini ve 1 kaşık tarçını serpin. Üzerine muhallebiden 2 kepçe dökün ve her yerinde eşit dağılmasını sağlayın.
Ardından tepsiyi ocakta çevire çevire karışımın yanmasını sağlayın. Sürekli çeviriyor olmanız önemli, eşit şekilde yanmalı. Yakma işlemi bitince üzerine kalan muhallebiyi dökün ve spatula ile rulo yapın. Soğuduktan sonra servis edebilirsiniz.
Afiyet olsun.


BEĞENDİM-PAYLAŞTIM





















VEDA EDERKEN GEÇENLERDE KARŞIMA ÇIKAN VE ÇOK HOŞUMA GİDEN BİR YAZIYI PAYLAŞMAK İSTEDİM SİZLERLE UMARIM SİZ DE BEĞENİRSİNİZ...
SU GİBİ AZİZ OL DERLER YA....

Sufizm’de SU FELSEFESİ
Suyun doğası bir felsefe anlatır.
Mesela dağdan akan suyu düşünün.
En az direnç gösteren yolu seçer akmak için.
Yani önüne bir kaya çıkacak olursa onunla uğraşmaz, kayayla mücadele etmez, etrafından dolaşıp devam eder akmaya.
Suyun bu doğasından alınan ilhamla şöyle der Sufiler:
“Seninle uğraşan hiç kimseyle uğraşma, eğer uğraşırsan onunla aynı yerde kalırsın. Etrafından dolanıp devam et yoluna.”
Diyelim ki dağdan akan su önüne çıkan kayanın etrafından dolaşamayacak bir yola denk geldi.
O zaman ne yapar, birikip üstünden aşar.
Yok eğer bu da olmuyorsa sabırla kayayı damla damla delmeye başlar.
Kayayı delmeyi başaran suyun kuvveti değildir tabii ki, damlaların sürekliliğidir ki buna da “sabır” derler.
Sabretmek hiçbir şey yapmadan oturmak değildir.
“Sabır dikenin içinde gülü, gecenin içinde gündüzü hayal edebilmektir.” der Şems-i Tebrizi.
Suyun doğası imkansızın bile başarılabileceğini, bunun için sabırlı ve istikrarlı olduğunu öğretir.
Kayayı delen su elbette yine yoluna devam eder.
Su hep akar.
Bilir ki aktıkça temizlenir.
Bazen dere kenarlarında su birikintileri oluşur, akmayan su bulanır, çamurlaşmaya başlar.
Üzerine pislik birikir ve Sufiler bu yüzden derler ki:
“Sen su gibi ak. Her daim yenilen. Her gün yenilen. İki günün aynı olmasın. Dünü dünde bırak yeni şeyler öğren.”
Mesela su değişimden hiç korkmaz.
Ama insanlar değişimi sevdiklerini söyleseler de aslında bundan çok korkarlar.
Su değişimi ne güzel de anlatır.
Bazen yağmur olur, bazen kar olur, bazen buz olur, bazen buhar olur.
Buhar olduğunda çıkar gökyüzüne yağmur olup iner yine yere.
Ayrıca su uyumludur.
Çay bardağına koyduğunda çay bardağının şeklini alır, kovaya koyduğunda kovanın.
Sürekli bulunduğu yere uyumlanır ama doğası hiç değişmez.
Her yere her şeye uyum sağlar.
Unutma ki dünyada her zaman doğaya uyum sağlayanlar hayatta kalır.
Uyum sağlayanlar esnektir çünkü.
Değişime direnenlerse katı.
Fırtına en sert en güçlü ağaçları devirir ama esnek fidanlara, otlara hiçbir şey yapamaz.
O yüzden esnek olanlar, uyum sağlayanlar hayatta kalır.
Aynı zamanda akışa teslim olur.
Teslimiyet içindedir.
Çünkü bilir ki bütün dereler eninde sonunda büyük denizlere, okyanuslara akar.
Elinden geleni yaptıktan sonra hayatın akışına teslim olmaktır bu.
Su berraktır, şeffaftır.
Olduğu gibidir yani.
Paylaşımcıdır.
Hep besleyicidir.
İnsanları, hayvanları, doğayı besler.
Hayatı başlatandır.
Su olan her yerde bitkiler vardır, hayvanlar vardır, insanlar vardır.
İşte suyun bu yapısından dolayı Sufiler birbirlerine
“Su gibi ol Azizim” derler.





































 

Bir Sonbahar daha nasip oldu ..Şükür..

Sıcak sıcak dedik ofladık pofladık  yazı bitirdik... Sonbahara kavuştuk yine.. Öğlen vakti hava yaz gibi ama  Sabah ve akşamları mis gibi so...